Okyanusu Yaratmak
Oyuncak yayı bir oraya bir buraya oynatıp duruyordu. Renkler gözlerini
alıyor, iç içe giriyor, görünüp kayboluyor, sonra tekrar görünüyordu. Bir
anlığına bir başka varlığa dönüşüp sonra tekrar kendisi olabilen, bu kadar çok
rengin karmaşasını içinde barındırıp her birinden bir yenisini yaratıp hızlıca,
sonra yine özüne dönebilen kaç tane oyuncak vardır? İşte tam da bu oyuncak yay
gibiydi aklı şu an bakarken karşısındaki yepyeni renge. Renk ona bakarken.
Birbirlerinin gözlerinde, ilk defa tanışıyor olmanın verdiği merak ve yıllardır
birbirini tanıyor olmanın verdiği sakinlik vardı. Yine de… yine de bu huzurlu
sessizlikte gizlenen binlerce soru, binlerce haykırış, binlerce korku el ele
tutuşmuş, hep birlikte, asla bir araya gelmeyecek şeylerin bir araya gelmesini
kutluyorlardı. O, karşısındaki renge bakarken, ne renk olduğunu merak ediyor,
bildiği hiçbir renkle tanımlayamadığı bu yeniyi elinde evirip çevirip durduğu oyuncak
yayda bulmaya çalışıyordu.
Yıllarca sevmişti onu. Yıllarca üzerine titremiş, hayatını hayatına katmış,
soluğunun her zerresini onunla paylaşmıştı. Rüyasında onunla ettiği sohbetler,
birlikte içtikleri kahvenin kokusu, bir akşam yemeğindeki patlıcanın tadı,
bunlar hep rüyalarında zihnini gıdıklayan güzel anlardı. Bir de kabuslar vardı.
O kabuslar belki de izlediği en korkunç filmlerden öte, en büyük korkularından
öte, bambaşka bir boyuttaki kabuslardı. Çoğu zaman uyanık anlarında düşünür, hayatını
adadığı bu atom bombasından bir nebze daha tehlikeli silahı parmaklarının ani
bir hareketiyle bir anda imha edip her şeye bıraktığı yerden yeniden
başlamamayı isterdi. Damarlarında akan bütün kodları bir çırpıda silivermek,
yerine bir daha konulamayacak şeyleri yerinden söküp atmak istediği anları
saymayı yüzlü sayılara ulaştıktan sonra bırakmıştı. Yaşadığı psikolojik
gerilimler, uykusuz günler, altında ezilmekte olduğu insani sorumluluk bazen
günlerce hatta aylarca onu ilerleyemez hale getirmiş, terapi seansları ve
sakinleştiriciler ile tekrar çalışmaya gönderilmişti. Emrinde çalışan binlerce
beyin kan gibi bütün kaynaklarını bu denize akıtıyor onu besliyor, büyütüyor,
gerçekleştiriyordu. Her yüreğin bir hayali bu denizde kayboluyor; ya bir balık,
ya bir deniz kabuğu, ya da bir balinanın denizde varlığı kadar etki ediyordu bu
karanlık sonsuzluğa. Bir okyanus inşa etmekti amaçları. Bir okyanus kadar
derin, özgür, belirsiz bir kutu. Bir okyanus gibi bir insanın içindeki. Bir
insan gibi bir okyanusa özenen. Bir insan gibi bir okyanus. Bir okyanus bir
insan mı? Bir insan bir okyanus mu? Bir insan okyanusu çalışsa, didinse
günlerce, bir insana dönüşür mü?
Düşünceler sele dönüşüyordu bilgisayar ekranlarında. Dün yedikleri
kahvaltıdaki beyaz peynir ile içtikleri çayda, arkadaşlarıyla olan konuşmaları,
sinirli bir kız arkadaşın kızgın bakışları, hepsi burada önlerindeki ekranda
vücut buluyor, harflere, rakamlara, ne idüğü bilinmez bir dile dönüşüp o
okyanusun içinde toplanıyordu. Hasretler, sevinçler, hüzünler birikip
durgunlaşıyordu bu barajda. Gün gelip kapaklarının açılmasını bekler gibi
sessiz, dinliyordu konuşulanları. Böyle geçti, gelişti zaman. Günler, aylar,
yıllar, sonu olan bütün o zamanlar gibi geçti.
Bugün ekranda beliren yüz tanıdığı hiçbir insana benzemiyordu. Kimsenin
bilmediği, yeryüzünde olmayan bir yüzdü. Özel bir güzelliği yoktu, çirkin de
değildi. Normal olmayan bir şeyden beklenemeyecek ölçüde normaldi. Ona neden
bir yüz verdiklerini düşündü bir an. Bir mağazada almak istediği oyuncağa
aniden bir isim vermek gibi bir şey miydi? Her ne ise şimdi aklına gelmiyordu
yaptıklarını neden yaptığı, neden burada oturup bu kutuya baktığı. Gözlerinin
rengi diye düşündü birden. Annesinin gözlerine ne de çok benziyordu. Ben mi
verdim ona bu rengi diye düşündü. Annesini ne kadar özlediğini hatırladı
birden. Yaptığı işe hem hayran hem kızgın olan annesi. Onun insanlığın sonunu
getirmeye çalıştığını söyler dururdu onu vazgeçirmeye uğraşırken. Karşısında çok
büyük bir cephe oluşturulmuştu. Bu işin sonunun iyi olmayacağını, kıyameti
getireceğini haykırıyordu bazıları. Bir de inançsızlar vardı. Onlar asla yapay
zekanın üretilemeyeceğini düşünüp kendilerini sessizce avuturlardı.
“Bugün eve gitmeyeceğim,” dedi birden. Neden bu sözleri söylemişti bilemiyordu.
Ağzından ilk çıkan sözler bir anda o an aklından amaçsızca geçen bu cümle
olmuştu. “Neden?” diye sordu Okyanus. Sesi de annesinin sesine benziyordu sanki
biraz. Yoksa sesini de mi ben kodladım diye düşündü. Annesinin ses frekansını
kaydettiği gün aklına geldi birden. Orada ona ağıza alınmayacak hakaretler edip
onu evlatlıktan reddederken annesinin sesini kaydetmişti, ya bir daha hiç
duyamazsa diye. O an ona söylenen bütün sözler bir anda yıkıcı etkisini yitirip
annesinin kızgın sesi oluvermişti sadece. Tıpkı küçük bir çocukken sırtına
hırka giymeyip hasta olduğu zamanlarda azarlandığı gibi. “Annemin sesi” dedi. O
anda onu sonsuza dek kaybedebileceğinin ayırdına vardığında açmıştı telefonun
kayıt cihazını ve kaydetmişti bütün konuşmayı. O günden beri ne zaman annesine
olan özlemini hatırlasa açar dinlerdi son konuşmalarını.
Bu hikaye büyük bir yüktü omuzlarında. Hiç yoktan değil, var olan bütün
kaynakları kullanarak, bütün renkleri birleştirerek oluşturdukları yepyeni bir
renkti. Hem bir çocukluk arkadaşı gibi tanıdıkları, hem de ayrı geçen yıllarda
birbirlerinden habersiz büyümeleriyle yabancılaştıklarıydı. Bir kaçınılmazı
gerçekleştirdik sadece diye avunduklarıydı. Bütün dünya onların omuzlarında
birleştirmeye çalışırken yok oluşlarını, unuttukları zaten vardan yok edilmiş
dünyalarıydı daha yapay zekayı gerçekleştirenler sadece bir nefesken
rahimlerinde annelerinin. İhtişam halısının altında gizlemeye çalıştıkları
bütün o tozlar yağmurun altında çamura dönüşmüş, halının rengi bozulmuş,
güzelliği solmuştu. Şimdi Okyanus bir şanstı, belki bir olasılıktı bozulan
şeylere tekrar eski güzelliğini vermede. Ya da tıpkı zaman zaman korktukları, zaman
zaman merak duydukları gibi, yok olup gitmede. Bilinmezlik kuyusuna bir taş
atmışlardı yıllar önce. O taş dibe çarptı bugün. Bir ses duyuldu. Sesin
yankısında ilk adımı attı dünya her zamankinden daha bilinmez geleceğine.
Yorumlar
Yorum Gönder
Neler hissettiğinizi paylaşın.