Büyümek Dünyasında
Söz söyler.
Kendimize bizim gibi düşünen robotlar üretmeye çalışırken kendimizi robot gibi düşünen bizlere dönüştürdük.
Önceden belirlenmiş takvimlerimiz, planlarımız oldu. Bir sene sonra nerede olacağımızı gözlerimizin önüne getirdik durduk. Ayırmadık o gözleri bir an, boşlukta bırakıp kendimizi bakmadık etrafımıza. Hep yetişmemiz gereken bir yerler, bir şeyler vardı; biz de hep yetiştik, hep koştuk. İçimizdeki insan büyümekten, çocuk kalamamaktan bahsettiğinde sanki en çok yakındığı şey kaybedilen zamanın kendisiydi. Zaman giderek küçüldü hayatlarımızdan biz büyürken. En önceleri sonsuzdu zaman, vardı, oradaydı. Oyunlar oynadık durduk o geçip giderken. Sonra okul başladı, okuldan arta kalan zamanlarda oynadık. Ödevler başladı, okuldan ve ödevlerden arta kalan zamanlarda oynadık. Sınavlar vardı, okula gitmediğimiz, ödev yapmadığımız ve bu sınavlara çalışmadığımız zamanlarda oynadık. Yaz tatillerinde oynadık. Seneye önemli sınavlarımız varsa sınavlara çalışmadığımız zamanlarında oynadık yaz tatillerinin. Sonra biraz daha büyüdük. Küçüldü yaz tatillerimiz, arta kalan zamanlarımız. Çalışmaya başladık. Nedense hep geç bitiyordu işlerimiz. İşlerimizin bittiği zamanlarda oynadık. Yaz tatillerimizi iki-üç haftaya kırpıverdiler. İki-üç hafta oynadık. Oynamaya bu kadar az vaktimiz kalmışken hep pohpohlandık, ne kadar az oynasak ne kadar çok çalışsak o kadar iyi diye. Kendimizi çalıştığımız sürece toplumda var olduğumuza inandırdık. Üretmek önemli, üretmeyen kaybetmiştir bu hayat oyununda dediklerinde, tamam o zaman, yeter ki hayat oyununda kaybetmeyelim üretip duralım dedik, üretip durduk. Ya üretirken kendimizi kaybedersek diye sorduk. Üretirken kendini bulanlardan ol dediler. Üretirken kendini bulanlardan olamazsak ne olacak diye sorduk. O zaman yine kendi başının çaresine bak, her şeyi biz mi bileceğiz dediler.
Şansı yaver gidenlere ve bir de geni ballılara "Yaver" ünvanı verdiler, bol bol para, mertebe, şan taktılar yakalarına. Şansı kendilerine nanik çekenlerle, geni turşulara "Biz Sizi Ararız" ünvanı verip pış pış ettiler. Bir email bir de kırık kalp broşu taktılar yakalarına. Biz sizi ararızcılar daha da çok çalışıp azmedince "Yuvarlanıp Gidenler" ünvanına yükseltildiler. Yükseleceğimiz yer buraya kadarmış deyip kabullendiler kendilerine biçilen kaderleri. Kaderini kendin çizersin diyenlere de boş söz deyip sırt çevirdiler. İnsan kendi çizmeyince bilmiyor, bazen isteyip isteyip olmayınca çocuk gibi kalplerimiz kırılıyordu çünkü. İçimizde zamanla ya küçük bir şeyler büyümüş, ya da büyük bir şeyler küçülmüştü.
Bir şey olmayı istedik durduk hep de bir ne olmayı istedik onu bilemedik. Önemli sandık kendimizi, önemliydik de nefes alan bu vücuda, şu anneyle, babaya, birkaç yakın arkadaşa. Ama biz daha da önemli olsak ne güzel olurdu dedik. Yetinemezin içinden hem sıyrılmak hem sıyrılmamak istedik. "Yetinmeyi öğrenmek pes etmektir," diye seslenip duran bir ses vardı içimizde bir yerlerde. Sen pes etme diye dürten bir yeşil tüylü canavar. Gerçekten pes etmek istediğimizde ve ettiğimizde bile günün birinde, tiz bir ses hep konuşur dururdu suçlarcasına, bilse bile neden o kıvılcımı yitirdiğimizi. Kalbin derdi, o kalbin neden daha çok dayanamadı?
Yorumlar
Yorum Gönder
Neler hissettiğinizi paylaşın.